2 Ekim 2012 Salı

Büşra mutfağa girerse...

Bugün beklenmedik bir şekilde kardeşciğimle evde yalnız kaldık, başbaşa yemek yiyecek olmamızın verdiği heyecanla mutfağa daldık :)
Malesef akşam eve biraz geç gelişimden dolayı saat 20:00'ı bulmuştu.
Aklımızda yapmak istediğimiz onlarca şey olmasına rağmen ikimiz de markete gitmeye üşendiğimiz ve saat de hızla ilerlediği için elimizde bulunan malzemelerle bir şeyler yapmak zorunda kaldık...
Dolapta bulunan çin eriştelerini görünce hazır annem de yokken yapalım dedik. (annecim kendisinden pek haz etmiyor da :)) "Yanında ne yapsak" diye düşünürken dondurucudaki tavuk göğsü ilişti gözüme. "Soya soslu tavuk"un erişteyle uyumu pek bi' yattı aklımıza..
Metro marketten aldığımız noodle'mız bu. Normalde resimde gösterildiği gibi sulu yapılıp, bir yandan kaşıkla suyunun içilmesine rağmen biz köri soslusunu deneyip beğenmediğimiz için soslarını kullanmayıp sosunu kendimiz hazırlıyoruz.

Bu da paketin açılmış hali, ben bu kıvırcık olan erişteleri daha bi sevdim. chopstick'lerle yemesi daha kolay oluyor. Ve kardeşlerim görüntüsü farklı olduğu için daha bir merak ve iştahla yiyor :)

Normalde internette noodle'ların bir çok yapılış şekli var, sebzeli, etli, soya soslu vs... Ama biz bir farklılık yapıp salçalı, Türk usulü bir noodle yapalım dedik:) İçine baharatlarını da koyduk, öyle karman çorman farklı ama güzel bir şey çıktı ortaya...
Soya soslu tavuğu da kendi ölçülerimizle yaptık bir şeyler, 'baharat-sever kardeşler' olarak içine soya sosuyla birlikte pul biberinden körisine kadar bir çok baharat koyduk. Aslında saatler geceye doğru hızla ilerlemiyor olsa çok daha çılgınca fikirlerimiz vardı ama şimdilik "soya soslu tavuk"ta bırakalım dedik. Kırmızı kavrulmuş biberi de üzerine boca edince salça koymuş gibi rengarenk bir görüntü oluştu :)

Noodle ve soya soslu tavuğu yaptıktan sonra "bir de hamur işi güzel giderdi yanında" diye düşünüp, saate baktıktan sonra çaresizce vazgeçtik. Vee ardından dünya tatlısı komşumuzun kapıyı elinde böreklerle çalması ikimizi de şaşkınlığa ve sevince boğdu:) Biz bu durumu dua saatine yorduk:)

İki kız kardeşten 50 dk içerisinde çıkan menü bu. Keşke burada tadlarını da paylaşabilseydim :)
Çok daha güzellerini yapabileceğimiz günlere inşallah.
Selametle..:)

18 Eylül 2012 Salı

Üsküdar'a gider iken...

Tatilden geldiğimden beri boğaza hasret biri olarak kardeşim ve kuzenlerle Üsküdar Fethi Paşa korusundaki Dilruba Restaurant & Cafe'ye gidelim dedik. Dersler başlamadan önce son gezmelerimizi yapıyoruz :)
Elde de 2 fotoğraf makinesi olunca bol bol fotoğraf çıktı ortaya. O kadar ki; normalde 5-10 dk.da çıkılabilecek koru yolunu yaklaşık 1,5 saatte çıktık :)
Hava geceden yağmurlu olmasına rağmen gündüz aksine ne soğuk ne sıcak, tam gezilesiydi. Akşam eve geldikten sonra ise yağmur başladı. Çok şanslıyız gerçekten! :)

Evden Eminönü'ne vardıktan sonra Avrupa yakasından Anadolu yakasına geçiş yolumuz; vapur...
Vapura her bindiğimizde ne hikmetse ilk kez biniyormuşcasına makinelerimize sarılıyoruz :)

Ama şimdi bu manzara çekilmez mi? :)

16 Eylül 2012 Pazar

Başlangıç...

Nereden esti bu bloğu açmak bilmiyorum ama eski fotoğraflara, eski günlüklerime bakınca geçmişteki hatıralara bakmanın, okumanın beni fazlasıyla mutlu ettiğini farkettim.
Artık elime kalem alıp yazmak zor geliyor, sanırım o yüzden blog açıp yaşadıklarımı buraya aktarmak çok daha cazip geldi. Zaten takip ettiğim onlarca blog varken bu durum bana çok da yabancı gelmeyecek gibi :)
Ne yaparım, neler yazarım hiç düşünüp tasarlamadım.
Sadece içimden geldi, açtım ve yazdım.
Umarım güzel anılarım olur burada paylaşabilecek...
O halde açılışı "her hayrın başı"yla yapalım:
Bismillahirrahmanirrahim...